SMA HASTALARI VE SOSYAL DEVLET
Bizlerin yaşamını güzelleştirmesi ve yaşamımızı daha yaşanabilir kılması için oylarımızla seçtiğimiz siyaset kurumu, bunu gerçekleştirmek yerine, birtakım uygulamalarıyla yaşamımızı zorlaştırmanın yanında, hemen her alanda olduğu gibi sağlık konusunda da neredeyse toplumu nefessiz bıraktı.
Bazıları medyada da haber oluyor. İzlerken yüreğimizi burkan ve çaresizlik içinde gözyaşlarıyla kıvranan aileleri görünce, bizi yönetenlerin ne işle uğraştıklarını insan merak ediyor. Hatta sadece insan için var olan devletin ne işe yaradığını bile sorgulamamıza neden oluyor. Bırakın devletin asli görevini, insanlığımızın gereği olması gereken şeyler nasıl bu hale geldi insan anlamakta zorlanıyor.
Bilmiyorum, büyük kentlerimizden birine bu günlerde hiç yolunuz düştü mü? İki ay önce Ankara’da, geçtiğimiz ay da İstanbul’da hiç de hoş olmayan bir görüntüyle karşılaştım.
Kentin en işlek sokaklarında neredeyse elli metre arayla, üzerinde şeffaf bir kumbara bulunan bir stantdan acıklı, iç karartan ve ağlamaklı bir ses kaydı ile, SMA hastası çocuklar için tedaviye destek amaçlı yardım talebinde bulunuyordu.
Bu hastalığın tedavisi çok pahalı. Tabi ki yardım etmek gerekir. Ne var bunda? Diyebilirsiniz. Ben de o durumu görene kadar böyle düşünüyordum.
Ancak, bir iki yerde olsa, hiç de yadırgamayacağım, nerdeyse bir saat içinde Ankara’da Kızılay civarında, İstanbul’da da Eminönü’nde onlarcasıyla karşılaştım.
Eğer bunlar gerçek hastalarsa, devletin bu çaresiz insanları göz göre göre dilenci durumuna düşürmeye ne hakkı var? Yok, eğer bu bir duygu sömürüsüyse, o zaman da buna neden müdahale edilmiyor?
Bunu, gerçekten de ne yapacağını bilemeyen yurttaşların, çaresizlik içinde her yola başvurduğu bir durum olarak görüyorum.
Kendi asli görevini yerine getirmeyip, yurttaşlarının vicdanını sömürerek, işin içinden sıyrılmaya çalışmak, anayasasında sosyal devlet olduğu yazlı olan bir yönetim anlayışının neresiyle bağdaşıyor?
Üstelik, işin bir başka yönü de bu sese kulak veren yurttaşların, kendisinin bile yardıma muhtaç durumda olması. Cebindeki son kuruşunu bu kumbaraya atan insanların hiç de varaklı kişiler olmadığını gözlerimle gördüm. Şeffaf kumbaradaki paraların çoğu, on ya da yirmi liralık banknotlardı.
Bizi yönetenlerin, bir avuç SMA hastası çocuğumuzun derdine derman olamayacak kadar aciz olduklarını sanmıyorum. Olsa olsa yoksul halka, “siz halinize şükredin” demek için bu durumu bir fırsat olarak gördüklerini sanıyorum. Uygar bir ülkede böyle bir şey olabilir mi?
Bu durumun, eve giren parayı çar çur ederek harcayan sorumsuz bir babanın , evine ve çocuklarına bakmayıp, onları dilendirmesinden ne farkı var?
Ankara’nın cadde ve sokaklarında gençliği geçmiş biri olarak ülkemizde yaşanan bu görüntü beni çok üzdü.
Bunlar gerçekten ihtiyaç sahibi insanlarsa ki ben de öyle düşünüyorum; işte o zaman hepten bittiğimizin resmidir. Ne diyelim?
-------------------------------------------------------------------------------------
GEÇMİŞİN İZİNDEN
En sevdiğim şeylerden biri de zaman zaman arşivimi karıştırmaktır. Özellikle eski yıllara ait mecmua ve gazeteleri karıştırırken gözüme çarpan haber ve yazılar hem geçmişi tanımak, hem de dil, anlatım ve haber tekniği açısından bu güne göre ne kadar ilginç gelir bana. Yine geçenlerde bin dokuz yüz seksenlerin başında aylık olarak yayımlanan ve o yıllarda alıp biriktirdiğim “Yıllarboyu Tarih Dergisi’nin” bir sayısında, bin dokuz yüz otuzlu yılların gazetelerinden derlenen birbirinden ilginç birkaç haber dikkatimi çekti. Ve sizlerle paylaşmak istedim. Okurken beni gülümseten satırlar, bu kış günlerinde sanırım sizlerin de içini ısıtıp, günün stresinden uzaklaşarak gülümsemenize neden olacaktır.
HAVALAR YİNE BOZDU
Önceki gün ani olarak bozan hava, geceleyin daha da sertleşmiş ve şehirde kar yağışı başlamış bulunmaktadır. İstanbul Belediyesi, şehir halkının ekmeksiz kalmaması için her türlü tedbiri almış, bilhassa iş saatlerinde nakil vasıtalarının muntazam bir şekilde çalışmaları için alakalıları ikaz etmiştir. Soğukların bir müddet daha süreceği zannedilmektedir. (Akşam 19 Ocak 1930)
DİKKAT: BEKÂRLARDAN VERGİ ALNACAK
Bekârlardan vergi alınması hakkında Yozgat Mebusu Süleyman Sırrı Bey tarafından vuku bulan teklif, Halk Fırkası grup içtimaında müzakere edilmiş ve teklifin bir komisyon tarafından tetkik edilmesine karar verilmiştir. 1927 senesinde yapılan umumi tahrir (genel nüfus sayımı) nüfus neticelerine göre memleketimizde bekârları en çok olan şehirlerin başında İstanbul, İzmir ve Ankara gelir. Bekârı en az olan il ise Isparta’dır. Bekârlardan vergi alınması fikrini ileri süren Yozgat Mebusu Süleyman Sırrı Bey şu beyanatta bulunmuştur. “Çok çocuklu fakir ailelere muavenette bulunabilmek (yardım etmek) için vergi alınmasını teklif ettim. Teklifim bekârları evlendirmeye icbar (zorlama) değil, teşviktir. (Milliyet 26 Mart 1932)
TROÇKİ İSTANBUL’DA
Bolşevik İhtilali’nin başta gelen şahsiyetlerinden Troçki dün “Adria” gemisi ile yanında karsıyla İstanbul’a gelmiştir. Troçki Sovyetler Cumhuriyeti’nin eski Hariciye Komiseri ve Kızılordu’nun müessisidir.(kurucusu) (Vakit 12 Aralık 1932)
ALATURKA GÜREŞLER BAŞLADI
Eftal Cemiyeti tarafından tertip edilen Alaturka güreş müsabakalarına dün öğleden sonra Taksim Stadyumunda başlanmıştır. Şimdiye kadar sporların birçoğuna sahne olan köhne stadyum, dün Türk’ün milli sporu olan Alaturka güreşin sert, dolgun ve mertçe hareket ve akisleri ile inledi. Stadın ortasına büyük bir keten örtü serilmişti. Sekiz pehlivan da aynı örtünün üzerinde güreşiyorlardı. Nihayet iş kızıştı ve yenilmeler başladı. Adapazarlı Hüseyin, Bulgaryalı Rüstem’i kündeden, İzmirli Hüseyin, İzmitli Aşir’i ters paça ile mağlup ettiler. (Akşam 22 Eylül 1931)
METROSU 75 KURUŞA KELEPİR ARSALAR
Beşiktaş’ta Ihlamur Caddesi’nde 200-250 metro murabbaında (ebadında) müfrez kelepir arsalar acele satılıktır. Telefon 43837 Mustafa Eşref Bey (Akşam 17 Aralık 1934)
Tüm arşivini incelemiş biri olarak, yerel bir gazete olmasına rağmen Cumhuriyetimizin ilk yıllarından itibaren Atatürk aydınlığını yaşayan ve yansıtan Bartın Gazetesi’nden de bu konuda “geçmişin izinden” seçkiler hazırlayıp paylaşmaya çalışacağım.
Not: Ayraç içi açıklamalar tarafımca yapılmıştır.
Bartın Gazetesi’nin 10 ve 21 Ocak 2026 tarihli sayılarında yayınlananMehmet Demircioğlu yazıları

0 Yorumlar
Teşekkürler ...